| El dokuma; çok eski yıllarda, Rize kadını yüreğini dokuma tezgahına açmış, sevincini kederini dokuma tezgahından çıkan ritmik seslerle paylaşmıştır. Onunla coşmuş, onunla hüzünlenmiş, yaşantısından kesitleri dokumalarında işlemiştir. Desenlerine, baklava demiştir, lokum demiştir, armutlu demiştir... Hayatında ne varsa dokumasında anlatmıştır.
Karadeniz’in coşkusunu, renkliliğini, başına örttüğü çeşan da göstermiştir. Kırmızı, siyah, sarı, beyaz, dalgalı desenler iç dünyasındaki zenginliği, hareketi, değişkenliği anlatmıştır belkide...
Rize, dağların yeşilini, denizin mavisiyle aynı çizgide yürüten küçük bir şehirdir. Dağlar, bulutları hapseder tüm yağmurlarını topraklarına dökmesini sağlar. Bunun için bu küçük şehirde toprak görünmez, sadece yeşil vardır.
Kenevir; Dokumacılıkta kullanılan bu bitki, iklim özellikleri nedeniyle hiç bir yerde olamayacak uzunlukta yetişir buralarda... Rize insanı bu uzun ve sık yapraklı bitkiyi, topraklarının sınırlarına diker, evlerine doğal çitler yapar. Güz geldiğinde, kenevirleri keser, deli akan sularda ıslatıp yumuşamaya bırakır. Kıvama geldikten sonra, döverek liflerini ayırır. Eline demir tarak alır, kızının saçını tarar gibi sevgiyle keneviri tarar. Yumuşacık lifler oluşmuştur. Yaşlı kadınlar, bu lifleri eğirir, gençlere verir.
Çalışkan Rize kadını, tezgahında bu bitkiye yeniden hayat verir. Eşinin, çocuğunun, büyüğünün iç çamaşırını, dokuduğu bu bezden diker. Ne kadar sağlıklı olduğunu bilmeden belki de... Çünkü; kenevir ipliği nem karşısında şişmez aksine büzülür, dokuda oluşan aralıklardan cilt her daim teneffüs eder.
İpek; Rize'de iklimi nedeniyle çok büyük yapraklı dut ağaçları yetişir. İpek böceğinin beslenmesi için gerekli dut ağaçları... İpekçilik yapılır. Dokumada ipek de kullanılır.
Çalışkan Rize kadını, bu liflerden eşsiz örtüler dokur, çeyizler hazırlar. Damadın yağlığı, mintanı hazırlanır genç kızların göz nuruyla. Rize kadını, başını peştamal ile örter. Beline dolaylık dediği başka bir peştamal sarar. Ama çeşit çeşit, renk renk... Her peştamal konuşur, giyenin nereden olduğunu anlatır. Çeşan, kara peştamal,cimil peştamalı... İpliklerini kendi boyar, atasından gördüğü gibi... Yıllar geçer... Bu iklimde çok güzel yetişen çay getirilir memlekete, dokuma yapan eller artık çay toplarlar. Zaten polyester dokumalar çıkmıştır ucuz güzel (!) dokuma tezgahlarını kaldırırlar... BİZİM ELLER! Bizim ellerde neler olmuştur? Dokuma tezgahları tavan aralarına kalkmıştır. O ritmik sesler, dokunurken atılan türküler yoktur artık... Peştamal tezgahina Canum çikayi canum Gidecoğum kocaya Oturacağum hanum... demez artık kimse... Bizim eller, polyestere, hazıra yenilmiştir. Bizim eller, sanat yapmamaktadır. Bizim eller, maharetini gösterememektedir. Yıllar geçer, gençliğinde, çocukluğunda dokuma yapan eller 70-80 yaşlarına gelmiştir. Onların da göçmesiyle bütünüyle yok olacaktır bu sanat. BİZİM ELLER...
Hayır dedik, HAYIR! Bizim eller güzellikler yaratmaya devam etmeliydi! Tekrar başlamalıydı ve başladı.
1997 yılında BİZİM ELLER kuruldu. Köy köy dolaşarak, tavan aralarına kaldırılmış tezgahları topladık. O örneklerle 10 yeni tezgah yaptırdık. Dokumayı bilen 2 teyze bulduk. Teyzelerimiz gençlere öğretti.
Şimdi yüzlerce evde dokuma tezgahı var. Bizim eller'de o ritmik sesler hiç susmuyor.
Bizim Eller, geçmişle geleceği beraber yaşatmak istedi. Son model dikiş makinaları, nakış makinalarını üretime kattı.
Şuan Bizim Eller el dokumalarının yanında konfeksiyon üretimi, ev tekstili üretimi, her türlü nakış işlemeleri yapıyor, ve her türlü iş kıyafetlerini hazırlıyor.
|
|